İNSAN ÇOK’LUĞUYLA YARALIDIR

Cüneyt Gültakın

Bazı davranışlarınızdan hoşlanmıyorsanız o siz olmayabilirsiniz. Kötü bir davranıştan sonra hep söyleriz ya “bu o değil”, evet, gerçekten öyledir. Önemli olan bu “ben”leri fark etmek, gözlemek ve yönetmek… İçimizdeki ego ordusu ne kadar da sık bizi ele geçiriyor oysa…

Okul eğitimi ve çevre görgüsü cahilliğin kabasını alır, ama takıntı ve komplekslerimiz olan ruh çürüklerimizi sadece kişisel gelişim temizler. Kişisel gelişim derken kitap okumaktan söz etmiyorum, kendi üzerimize çalışmaktan, bugünkü hoşumuza gitmeyen davranışlarımızı anlamaktan, o yükten arınmaktan söz ediyorum. Otomatikleşmiş hareketlerimizin, acı döngülerimizin farkına varmak, suçlu aramak yerine kendimizi sorgulama-anlama yöntemlerini bulup uygulamaktan söz ediyorum. Güncel bir deyim var: “Biz kaç kişiyiz?” Doğrusu şu olmalı: “Ben kaç kişiyim?”

Kendimizle psikolojik bir çalışmaya başlayabiliriz. Önce tepemizde bir kamera varmış gibi aşağıda ne yaptıklarımıza bakabilir, bir gözlemci ben yaratmaya çalışabiliriz. Zamanla bizi ele geçirip parmağında oynatan bu benleri ayırt etmeye başlar, onları iş başındayken durdurur ve bunda başarılı oldukça da kendimizi gerçekten tanımaya başlayabiliriz. Bu içsel serüvende kendimizle çalışmanın elbette başka yöntemler de var. Örneğin farkındalığınızı ses tonunuza yoğunlaştırmayı deneyin. Göreceksiniz ki sesinizin her değiştiğinde başka bir ben devreye giriyor. İşte yakaladınız, hemen o an durup çalışma bilinciyle yeni düşüncelerinizi ve eylemlerinizi seçebilirsiniz.

Şöyle bir dönüp toplumsal yaşamınıza baktığınızda bulunduğunuz mekânlara göre davranışlarınızın değiştiğini görürsünüz. Evde başka, işte başka, hafta sonu bir başka mısınız? Her yeni mekân yeni bir “ben” farklı bir ego demektir. Bu yüzden mekân değişimlerinde dikkâtinizi içinize doğru yoğunlaştırın ve yakalayın onu.

İnsan “çok”luğuyla yaralıdır, zindandadır. Bir olana dek yolumuz uzun. Yolun sonunda ne mi var? Özgürlük, o kendi zindanından, kendi cehenneminden kurtulan insanın özgürlüğü; o Şems’in, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın, Yunus Emre’nin, Nesimi’nin, Ömer Hayyam’ın bilcümle dervişlerin, ermişlerin özgürlüğü… Ego tanrılarından özünün ateşini çalıp kendine getiren Prometheus’un özgürlüğü… Bu özgür insanın hiçbir eyleminden korkulmaz işte!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir